Köşe Yazısı

DİN ÜZERİNDEN SİYASET

Ülkemiz önemli bir seçim süreci içerisinde. Siyasetçilerimizin dillerinin olmayan kemiklerinin hepten yok olduğunu gördüğümüz günlerdeyiz. Yine alışık olduğumuz seçim vaatlerinin zirve yaptığı, kazanmak, iktidar olmak ve koltuk kapmak uğruna her..

DİN ÜZERİNDEN SİYASET

Ülkemiz önemli bir seçim süreci içerisinde. Siyasetçilerimizin dillerinin olmayan kemiklerinin hepten yok olduğunu gördüğümüz günlerdeyiz. Yine alışık olduğumuz seçim vaatlerinin zirve yaptığı, kazanmak, iktidar olmak ve koltuk kapmak uğruna her şeyin mübah olduğu bir dönemdeyiz.

Politikacılar hakkında en güzel tanımlamayı yapanlardan Nikita Khrushchev şöyle diyor:
“Politikacılar dünyanın her yerinde aynıdır, nehir olmayan bir yere köprü yapacaklarına söz verirler.” Fakat bizim politikacılarımızın enteresan bir yapıları var. Memleketin havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez. Nehir olmayan yere kanallar açar nehir getirirler ama söz verdiği köprüyü yine de yapmazlar.

Tarihler boyunca özellikle de az gelişmiş ülkedeler iktidar koltuğuna ulaşmak için vazgeçilmez hazinelerden birisi de dini kullanmaktır. Yine dünya üzerinde “din siyaseti” en fazla bizim ülkemizde kullanılmakta. Dilinde Allah elinde kitap seçmenlerin maneviyatını kullanarak ve birçok kitleyi etki altına alarak iktidar olma gayreti vardır.

Buna rahmetli Prof. Dr. Y. Nuri Öztürk’ün bir tespitiyle örnek vermek istiyorum:

Eskiden İran’da çaya tatlandırıcı olarak hurma ve üzüm katılıyordu. İngilizler, İran’a şeker satmaya kalktıklarında bunu başaramadılar. Sonra İranlı Mollalarla irtibat kurdular: İngilizler Mollaların vereceği fetva karşılığında, kazançtan yüzde on teklif ettiler.

Mollalar bu teklifi kabul ettiler. İran’da Cuma namazları o bölgenin en büyük camisinde ve çok kalabalık olarak kılınıyor olup, bir Cuma hutbesinde Mollalar şu vaazı verdiler: “Siz Allah’ın nimeti olan hurma ve üzümü nasıl olur da çaya katarsınız? Bundan böyle çaya şeker katacaksınız.”

Bu vaazdan sonra İranlılar çaya şeker katmaya başladılar. İşler yoluna girince, İngiliz’ler, Mollalara verdikleri yüzde on payı satışların iyi gitmediği gerekçesiyle vermemeye başladılar. Bunun üzerine Mollalar ilk Cuma hutbesinde ikinci bir fetva daha verdiler: “Gavur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir.” Dediler

Bu fetva üzerine İranlılar, evlerindeki şekerleri sokaklara döktüler. Bu durum üzerine İngiliz firmaları, mecburen Mollalarla yeniden masaya oturmak zorunda kaldı. Fakat Mollalar bu sefer, İngiliz firmalarından yüzde yirmi pay istediler. İngiliz’ler çaresiz kabul ettiler.

Bunun üzerine Mollalar, ilk Cuma hutbesinde bu seferde şu fetvayı verdiler: “Biz size çaya şeker katmayın dedik ama sokaklara dökün de demedik. Şekerleri sokaklara dökmeyeceksiniz, şekeri çaya batıracak ve böylece gavur icadı şekere boy abdesti aldırarak içeceksiniz” dediler.

Tabii ki bu fetva İran halkı tarafından hemen yaşama geçirildi. Dinin cahil insanları aldatmak, yönlendirmek, onları sömürmek açısından ne kadar etkili olduğunu gösteren bir örnektir. Bu İran’da gerçekleşen yaşanmış gerçek bir hikayedir. Siz siz olun dini siyasete alet edenlerden uzak durun.
Sağlıcakla…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL