Köşe Yazısı

BU ACININ TARİFİ YOK!

Canımız yanıyor, ülkemiz kan ağlıyor. Kahramanmaraş merkezli depremde can kaybımız 40 binleri aştı. En derin uykunuzdasınız, ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda bulunduğunuz bina başınıza yıkılıyor. Kendinizi beton yığınlarının altında..

BU ACININ TARİFİ YOK!

Canımız yanıyor, ülkemiz kan ağlıyor. Kahramanmaraş merkezli depremde can kaybımız 40 binleri aştı. En derin uykunuzdasınız, ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda bulunduğunuz bina başınıza yıkılıyor. Kendinizi beton yığınlarının altında buluyorsunuz. Soğuk, karanlık ve üzerinizde tonlarca beton yığını. Eliniz kolunuz kalkmıyor, ayaklarınızı kıpırdatma şansınız yok. Çaresizce size uzanacak bir yardım eli bekliyorsun. Tek yapacağınız şey sadece beklemek. Bu durumda olmayı hangi canlı ister ki?

Geçmişi çok çabuk unutuyoruz

Türkiye bir deprem ülkesi. Topraklarının çoğu fay hattı üzerinde bulunuyor. Yalnızca geçtiğimiz yıl 33 bin 824 yer sarsıntısı kaydedildi. Resmi olarak 17 bin 118 kişinin öldüğü 1999 Gölcük depremini ne çabuk unuttuk. Düzce’de 30 saniye süren 7,2 büyüklüğündeki depremde, 894 kişinin hayatını kaybettiğinin farkında değil miyiz? 2003 Bingöl Depremi.23 Ekimve 9 Kasım 2011 Van depremi. 24 Ocak 2020 Elazığ depremi. 30 Ekim 2020’de İzmir depremi. Son olarak Kahramanmaraş depremi. Biz ne zaman biz olacağız? İnsan canının değerinin siyasetten paradan daha önemli ve kutsal olduğunu ne zaman anlayacağız?

Devlet müdahalede geç kalıyor

Devlet, halkının yaşam refahını, can güvenliğini, mal güvenliğini sağlamak zorundadır. Şehir yönetimlerinin, her şehrin cadde, sokak ve bina krokisi elinde mevcutken depremlerde müdahalede neden geç kalınıyor? Olası bir depremde oturduğunuz şehir yerle bir oldu. Tüm yollar kapandı. Yıkılan binalara ulaşım imkansız hale geldi. İşte tam da bu noktada devletin ürettiği veya üreteceği çözüm stratejisi çok önemli. Bu senaryonun tatbikatını devlet olarak aylar yıllar öncesinden yapması gerekiyor. Her binaya aynı anda ayrı ayrı ekiplerle havadan, karadan ve denizden en hızlı şekilde müdahale edilmesi gerekiyor.

Devlette ego olmaz

Enkötü deprem senaryosunda, sadece AFAD ve KIZILAY değil, AKUT gibi AHBAB gibi daha çok kuruluşlara ihtiyaç var. Devlette ego olmaz. Her şeyi ben bilirim, her şeyin iyisini ben yaparım mantığı olmaz. Bu gibi durumlarda insanlık devreye girer, siyaset biter, fikir ve görüş ayrılıkları son bulur. Tek yürek olarak sadece o beton yığınlarının altındaki canlara odaklanılır. İllaki bir görüşte bir ideoloji de mi olmak gerekiyor? Solun daha sağında olalım, sağın daha solunda olalım ne fark eder ki? Sonuçta en doğru koordinatlar siyaset üstü ve gönül diliyle
İnsanlığa çıkar.

7 Milyonun üzerinde konut ve işyerine imar affı

Yıllarca bilim insanları depremi ve önlemlerini bize anlatmaya çalışıyor. Panik yapmadan depremde nasıl hareket etmemiz gerektiği konusunda bizleri bilgilendiriyor. Her şeyden bilgisi olan fakat insan hayatını hiçe sayan Müteahhitler durumun farkında değil. Nasıl ucuza binayı bitirim, nereden kısarım, eksiltirim (çalarım) demekten vaz geçmediler. İnsan hayatına direkt kast eden bu insanlara kim dur diyecek? Devlet vatandaşı mağdur olmasın diye “İmar Barışı” adı altında yasa çıkarıyor. Milyonlarca kaçak ve denetimsiz yapıya ruhsat veriliyor. Son imar affından 7 milyonun üzerinde konut ve işyeri yararlandı. Göz boyayabilirsin ama doğa ile barışmak akıl, bilim ve ahlak ister. Binalar kontrol edilmeden deprem yönetmenliğine uygun mudur? Diye sorgulamadan parayı bastıran imar barışından yararlanıyor. Gelişi güzel yapılan kontrol edilmeyen yapılar en küçük bir depremde kendilerine mezar oluyor.

Peki kim ödeyecek bu kadar canın bedelini? Evleri yıkılmış, ailelerini kaybetmiş, bu karda kışta sokakta kalanların dertlerine kim derman olacak? Kim söndürecekyüreklerindekaybettiklerinin acısını. Varsa yoksa çıkar, para kazanma hırsı. Siyaseten göz yumulan, oturumlara izin verilen denetimsiz çürük binalar.Ahmet Arif: “Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim.” Derken hepimizin acısını özetlemiş. Geçmiş olsun güzel yurdumun güzel insanları. Acınız acımızdır.
Sağlıcakla…
Damga gazetesinden alıntıdır.

Canımız yanıyor, ülkemiz kan ağlıyor. Kahramanmaraş merkezli depremde can kaybımız 40 binleri aştı. En derin uykunuzdasınız, ne olduğunu anlamaya çalışırken bir anda bulunduğunuz bina başınıza yıkılıyor. Kendinizi beton yığınlarının altında buluyorsunuz. Soğuk, karanlık ve üzerinizde tonlarca beton yığını. Eliniz kolunuz kalkmıyor, ayaklarınızı kıpırdatma şansınız yok. Çaresizce size uzanacak bir yardım eli bekliyorsun. Tek yapacağınız şey sadece beklemek. Bu durumda olmayı hangi canlı ister ki?

Geçmişi çok çabuk unutuyoruz

Türkiye bir deprem ülkesi. Topraklarının çoğu fay hattı üzerinde bulunuyor. Yalnızca geçtiğimiz yıl 33 bin 824 yer sarsıntısı kaydedildi. Resmi olarak 17 bin 118 kişinin öldüğü 1999 Gölcük depremini ne çabuk unuttuk. Düzce’de 30 saniye süren 7,2 büyüklüğündeki depremde, 894 kişinin hayatını kaybettiğinin farkında değil miyiz? 2003 Bingöl Depremi.23 Ekim ve 9 Kasım 2011 Van depremi. 24 Ocak 2020 Elazığ depremi. 30 Ekim 2020’de İzmir depremi. Son olarak Kahramanmaraş depremi. Biz ne zaman biz olacağız? İnsan canının değerinin siyasetten paradan daha önemli ve kutsal olduğunu ne zaman anlayacağız?

Devlet müdahalede geç kalıyor

Devlet, halkının yaşam refahını, can güvenliğini, mal güvenliğini sağlamak zorundadır. Şehir yönetimlerinin, her şehrin cadde, sokak ve bina krokisi elinde mevcutken depremlerde müdahalede neden geç kalınıyor? Olası bir depremde oturduğunuz şehir yerle bir oldu. Tüm yollar kapandı. Yıkılan binalara ulaşım imkansız hale geldi. İşte tam da bu noktada devletin ürettiği veya üreteceği çözüm stratejisi çok önemli. Bu senaryonun tatbikatını devlet olarak aylar yıllar öncesinden yapması gerekiyor. Her binaya aynı anda ayrı ayrı ekiplerle havadan, karadan ve denizden en hızlı şekilde müdahale edilmesi gerekiyor.

Devlette ego olmaz

En kötü deprem senaryosunda, sadece AFAD ve KIZILAY değil, AKUT gibi AHBAB gibi daha çok kuruluşlara ihtiyaç var. Devlette ego olmaz. Her şeyi ben bilirim, her şeyin iyisini ben yaparım mantığı olmaz. Bu gibi durumlarda insanlık devreye girer, siyaset biter, fikir ve görüş ayrılıkları son bulur. Tek yürek olarak sadece o beton yığınlarının altındaki canlara odaklanılır. İllaki bir görüşte bir ideoloji de mi olmak gerekiyor? Solun daha sağında olalım, sağın daha solunda olalım ne fark eder ki? Sonuçta en doğru koordinatlar siyaset üstü ve gönül diliyle
İnsanlığa çıkar.

7 Milyonun üzerinde konut ve işyerine imar affı

Yıllarca bilim insanları depremi ve önlemlerini bize anlatmaya çalışıyor. Panik yapmadan depremde nasıl hareket etmemiz gerektiği konusunda bizleri bilgilendiriyor. Her şeyden bilgisi olan fakat insan hayatını hiçe sayan Müteahhitler durumun farkında değil. Nasıl ucuza binayı bitirim, nereden kısarım, eksiltirim (çalarım) demekten vaz geçmediler. İnsan hayatına direkt kast eden bu insanlara kim dur diyecek? Devlet vatandaşı mağdur olmasın diye “İmar Barışı” adı altında yasa çıkarıyor. Milyonlarca kaçak ve denetimsiz yapıya ruhsat veriliyor. Son imar affından 7 milyonun üzerinde konut ve işyeri yararlandı. Göz boyayabilirsin ama doğa ile barışmak akıl, bilim ve ahlak ister. Binalar kontrol edilmeden deprem yönetmenliğine uygun mudur? Diye sorgulamadan parayı bastıran imar barışından yararlanıyor. Gelişi güzel yapılan kontrol edilmeyen yapılar en küçük bir depremde kendilerine mezar oluyor.

Peki kim ödeyecek bu kadar canın bedelini? Evleri yıkılmış, ailelerini kaybetmiş, bu karda kışta sokakta kalanların dertlerine kim derman olacak? Kim söndürecek yüreklerinde kaybettiklerinin acısını. Varsa yoksa çıkar, para kazanma hırsı. Siyaseten göz yumulan, oturumlara izin verilen denetimsiz çürük binalar. Ahmet Arif: “Nerede bir can ölse, oralı olur yüreğim. Olmalı zaten. Olmazsa insan olmaz yüreğim.” Derken hepimizin acısını özetlemiş. Geçmiş olsun güzel yurdumun güzel insanları. Acınız acımızdır.
Sağlıcakla…

 

Damga gazetesinden alıntıdır.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL