Köşe Yazısı

VARLIK İÇİNDE DARLIK…

Farkında olsak da olmasak da, kabul etsek de etmesek de üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası Dünya’nın en değerli ülkelerinin ilk sıralarında yer alıyor. Emperyalist güçlerin asırlardır bu topraklar üzerine kirli ve..

VARLIK İÇİNDE DARLIK…

Farkında olsak da olmasak da, kabul etsek de etmesek de üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası Dünya’nın en değerli ülkelerinin ilk sıralarında yer alıyor. Emperyalist güçlerin asırlardır bu topraklar üzerine kirli ve sinsi planlar kurmaları ve iştahlarının kabarması boşuna ve sıradan şey değildir.

Türkiye’nin Asya, Avrupa ve Afrika’nın kesiştiği noktada yer alması, jeopolitik ve stratejik öneme sahip olması bir yana; yeraltı ve yerüstü zenginlikleri dolayısıyla sömürgeci ve soyguncuların gündeminden asırlardır hiç düşmemiştir ve düşmeyecektir. İnsanların, hayvanların ve bitkilerin hayatlarını devam ettirebilmeleri için ne gerekiyorsa bu topraklar üzerinde fazlasıyla mevcuttur. Yağmur, su, ırmak, deniz, temiz hava, güneş… ne kadar istiyorsanız o kadar bulabilirsiniz. Nüfusumuz genç, ormanlarımız harika. Dünya’nın en değerli toprakları bizim elimizdedir.

Ne ekerseniz ekin, ne dikerseniz dikin, sonuç mükemmel. Fındık, tütün, pamuk, incir, üzüm, zeytin, pancar, mısır, buğday, arpa, nohut, fasulye, çay, meyve ve sebzenin her çeşidi, her türlü narenciye… Aklımıza gelen gelmeyen her çeşit tarım ürününü bu topraklar üzerinde yetiştirmek mümkündür. Hem de istediğiniz kadar. Hayvan yetiştiriciliği için ne gerekiyorsa ülkemizde mevcuttur. Yaylalarımız, ovalarımız, otlaklarımız bu iş için son derece ideal. Her şey var, bütün şartlar olumlu. Ülkemizin iklimi öylesine güzel ki tarifi mümkün değil. Kelimenin tam anlamıyla “ Bal ile kaymak”. Bir gün içinde dört mevsimin yaşanabildiği bir ülke…Bir taraf kışı, bir taraf baharı aynı anda yaşayabiliyor.

Yer altı zenginliklerimiz saymakla bitirilemez. Altın rezervinde Dünya üçüncüsüyüz. Altın madenlerimizin takribi tutarı 800 milyar dolar. Bor ve uranyumda büyük bir potansiyele sahibiz. Gümüş, bakır, demir, çinko, petrol, aklınıza gelen her çeşit maden ve yer altı zenginliği üzerinde yaşadığımız bu toprakların bağrında mevcuttur. Sahip olduğumuz tüm bu imkân ve zenginlikler sebebiyledir ki, 15-20 yıl öncesine kadar Dünya’da kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olmakla övünüyor, gurur duyuyorduk. Okullarda çocuklarımıza göğsümüzü gere gere öğretmenlerimiz bunu anlatıyordu. Peki, şimdi ne oldu, 20 yılda ne değişti ki bu hale düştük? Perişan halimize bakar mısınız?

ABD, AB, İMF ve Dünya Bankası’nın talimatları gereği tarım ürünlerine kota uyguladık, destekleme fiyatını kısmen kaldırdık. Çiftçinin ürettiği ürün para etmeyince vatandaş tarlasını ekmedi, dikmedi, sonuçta tarım ürünleri ithal etmeye başladık. Aldıklarımızın genleriyle oynanmış son derece zararlı ürünler olduğunu yeni yeni öğrendik. Son yıllarda milyonlar ton GDO’lu ithal gıda maddesi tükettiğimizi yetkili merciler televizyonlarda açıklıyorlar. Günaydın beyler! Sabah-ı Şerifleriniz hayrola yöneticilerimiz…

Son 20 yıl içinde sanayi tesislerimiz iş göremez hale geldi, kimileri kapatıldı, kimileri satıldı. Stratejik öneme sahip kamu kuruluşları başta olmak üzere milletin alın teri olan önemli tesislerimiz ve fabrikalarımız özelleştirme adı altında peşkeş çekildi, birilerine bir şeyler karşılığında hibe edildi.

Tarım ve sanayideki bu çöküntü neticesinde işsiz kalan 9-10 milyon insanımız, açlığa ve sefalete mahkûm edildi. En küçük şehirde dahi kiraların 3-4 bin liradan başladığı biliniyor iken; açlık sınırının takriben 7-8 bin TL., yoksulluk sınırının 24-25 bin TL. olduğu bir dönemde, devlet emeklisine hala sefalet ücreti maaş veriyorsa daha neyi yazalım ki… Esnafın büyük bir bölümü siftah edemeden dükkânını kapatıyor ve iflasın eşiğinde olduğunu her fırsatta haykırıyorsa, işçi-memur, aldığı maaşla 15-20 gün idare edemiyorsa, çiftçi ve köylü sefilleri oynamakla meşgulse bundan sonra ne yazılabilir ki… İşte sözün tükendiği yer, ayağınızı denk alın beyler!

85 milyonun 35-40 milyonu aç ve açık, sefil 30-35 milyonu yoksul, biçare… Yıllık faize gideri olarak 600-700 milyar, yıllık bütçesinde fakir fukarasına ancak çerez parası tabir edilecek kadar para ayırabilen bir idare…“ Millet olarak biz, bunları hak etmedik!” diyemiyorum, çünkü hak ettik. Niye mi? Bunlar gökten zembille inmediler ki! Milleti aç-açık bırak, sefalete mahkûm et, sonra bu insanların ulufe misali seçim yardımı karşılığı oylarını al ve iktidar ol. Eh, hayırlı uğurlu olsun… Bunu hak ettiğimiz benim görüşüm değil ha! Kuran-ı Kerim’de Rabb’imiz : “ Başınıza gelenler ellerinizle yaptıklarınızın karşılığıdır.” buyururken, Peygamber Efendimiz de: “Her millet layık olduğu şekilde idare edilir” buyurmaktadır. “Varlık içinde darlık” çekmemizin görünürdeki sebebi beceriksiz idarecilerimiz olsa da, onlara yetkiyi biz verdiğimize göre asıl sorumlu bizleriz. Dolayısı ile yukarıda zikredilen “ Hükm-ü İlahi” tecelli etmiş oluyor. Bal yendikten sonra üzerine şerbet içilmez. Selam ile.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL