İYİ Haftalar… 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatmakta fayda var; bu hastalıkla mücadelede elimizdeki en güçlü silah ne yazık ki hastaneye düştükten sonraki süreç değil, oraya..
İYİ Haftalar…
4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle bir kez daha hatırlatmakta fayda var; bu hastalıkla mücadelede elimizdeki en güçlü silah ne yazık ki hastaneye düştükten sonraki süreç değil, oraya gitmeden önceki uyanıklığımızdır. Çoğumuz “başımıza gelmez” diyerek ya da korktuğumuz için kontrolleri hep en sona bırakıyoruz ama kanser ertelemeyi sevmiyor. Bakınız, erken teşhis dediğimiz şey sadece tıbbi bir tavsiye değil, hayatta kalmakla kalmamak arasındaki o ince çizgidir. Vücudumuzun verdiği en ufak sinyali ciddiye almak, şikayetimiz olmasa bile taramalarımızı yaptırmak bize zaman kazandırır; o kazanılan zaman ise hayatın ta kendisidir. Kanserden korkmak yerine geç kalmaktan korkmalı ve sağlığımızı şansa bırakmamalıyız. Unutmayın, vaktinde atılan tek bir adım, yarınları kurtaracak kadar büyüktür; çünkü erken teşhis hayat kurtarır.
***
2010 yılında Savarona yatına düzenlenen baskın, o dönem küresel ölçekli bir fuhuş organizasyonunun Türkiye ayağını deşifre etmiş olsa da, davanın seyri ve yargıdaki değişimler nedeniyle kamuoyu vicdanında soru işaretleri bırakan bir “kapanışa” sürüklendi. Operasyonu yürüten savcı ve yargılama sürecindeki heyetlerin bir kısmının ilerleyen yıllarda FETÖ ile ilişkilendirilmesi, davanın hukuki niteliğinden ziyade bir güç savaşı aracı olarak kullanıldığı şüphelerini doğurdu. Sanıkların çoğu, “örgüt kurma” suçundan beraat ederken sadece fuhşa aracılık gibi daha hafif suçlardan cezalar aldı ve olay zamanla gündemden düşürüldü. Bugün Jeffrey EPSTEIN dosyalarının milyonlarca sayfa ile yeniden açılması ve Türkiye’den çocukların bu ağa dahil edildiği iddiaları, 2010’daki o dosyanın aslında çok daha büyük ve karanlık bir uluslararası yapının (belki de Epstein ağının bir kolunun) Türkiye’deki izi olup olmadığı sorusunu yeniden canlandırıyor; ancak o günkü yargı mekanizmasının karmaşık yapısı, bu bağlantıların derinlemesine araştırılmasını engelledi.
***
Bugün toplum olarak huzuru yakalamamızın temel anahtarı olan bir konuya değinmek istiyorum. Şahsi kanaatimce; hükümetler hukuktan, futboldan ve din işlerinden elini eteğini çekmeli, bu alanları tamamen kendi doğal ve bağımsız akışına bırakmalıdır.Adalet mekanizması siyasetin gölgesinde kalırsa vatandaşın devlete güveni biter; hukuk sadece kanuna ve vicdana bakmalıdır. Futbol ise halkın heyecanıdır; içine siyaset girdiğinde o birleştirici ruh ölür, yerini kutuplaşmaya bırakır. Aynı şekilde en hassas noktamız olan inanç dünyamız, siyasetin malzemesi haline getirilmemeli; camiler her görüşten insanın huzur bulduğu siyasetüstü mekanlar olarak kalmalıdır. Hükümetler gelip geçicidir ancak hukuk, spor ve inanç bu toplumun kalıcı direkleridir. Bu üç temel alan ne kadar tarafsız ve bağımsız kalırsa, devletimiz o kadar güçlü, milletimiz de o kadar huzurlu olur.
SAYGILARIMLA
Hepinize SAĞLIKLI okumalar dilerim
SAVAŞ’ımın yokluğunun 5407’üncü Günü
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)