Bize az daha imkân verilsin, yakın zamanda Amerika’yı da teslim alırız. Ben bir türlü çözemedim bu milleti… Gelecekte bilim insanları çözebilir mi bilmiyorum. Fakat yıllar sonra incelenecek tek insan fosili..
Bize az daha imkân verilsin, yakın zamanda Amerika’yı da teslim alırız.
Ben bir türlü çözemedim bu milleti… Gelecekte bilim insanları çözebilir mi bilmiyorum.
Fakat yıllar sonra incelenecek tek insan fosili kesin bizim fosil olacak.
Bir haksızlık oluyor; tencere, tava…
Bir adaletsizlik oluyor; kaloriferli, sıcak odalarımızda ışıkları aç kapa…
Yemin ediyorum, ışıkları kumandalı olanlar o ışıkları yattığı yerden açıp kapatıyordur.
Kimi meclise tabut getirdi.
Kimi limon.
Kimi biber gazı…
Ne oldu sonunda?
Neredeyse bütün millî bütünlüğümüzü, bütün millî değerlerimizi kaybettik.
Çünkü kimse somut bir şey yapmıyor.
Gencecik çocuklarımız öldürülüyor..
Uzaklaştırma verilen, elektronik kelepçe takılı olan caniler tarafından kadınlar öldürülüyor; 88 milyon sosyal medyada lanetler yağdırıyor.
Mini mini çocuklar kayboluyor. Depremde kaybolan çocukların akıbeti hâlâ meçhul.
Bir milletin, bir devletin namusunu temsil eden bayrağımız indiriliyor…
88 milyon sosyal medyada lanetler yağdırıyor.
İsrail’i, Amerika’yı en sert şekilde lanetliyoruz.Zincir yapıyoruz, kopyala yapıştır yapıp paylaşıyoruz.
Ama yaprak bile kımıldamıyor.
İnsanın aklı almıyor. Sanki bu İsrail, bu Amerika sosyal medyada bizi görmüyor..!
“Ey Amerika, kafamın tasını attırma” diyen insanları zor zapt ediyoruz.
Hani biz Osmanlı torunuyduk?
Hani İstanbul’un fethi sırasında bayrağımızı yere düşürmemek için kendini oklara siper eden Ulubatlı Hasan’ın torunuyduk?
İşimize gelince, olmayacağımız torun yok bizim.
Adamlar bayrağımızı Nusaybin sınırında indirmiş.
Biz hâlâ Giresun Kalesi’nde, deniz manzarası eşliğinde “Bayrak inmez, ezanlar susmaz” diyoruz.
Bu kafayla…
Bu kadar birbirine düşman bir yapıyla bugün bayrağımız iner, yarın ezanlarımız susar.
Niye bu kadar ayrıştık biz?
Niye millî değerlerimizden bu kadar vazgeçtik?
Gazze için, İmamoğlu için yürüyen yüz binler,
kendi bayrağı, kendi vatanı için niye yürümüyor?
Niye kimse öncülük yapmıyor?
Sözde kefeni giyip de gelmiştik biz?
Pandemi döneminde bize kefeni gösterdiklerinde, hemen namazdan, niyazdan vazgeçmiştik.
Sabah namazında ölülerimizi toprağa verdik.
Şimdi ölülerimizi defnederken “Yarım saat şu tahtayı yan koy, şu tahtayı dik koy, başı hafif sağa, hafif sola”dediğimiz ölülerimizi.. Pandemi döneminde şekline, şemaline bakmadan tabutlarla toprağa vermiştik. Ne kadar “Her canlı ölümü tadacaktır” desek de, can tatlı tabii. Yine o dönem parola neydi?
“İsrail BioNTech vurduruyor. Onlar uyanık, halkına kötü bir şey vurdurmaz” diyen millet, BioNTech için sıraya girdi.
Hani İsrail insanlık düşmanıydı? Kefeni görünce düşman müşman kalmadı. Ne oldu sonuçta? BioNTech firması, Türkiye ile iğne anlaşması yapmadığını söyledi. Peki bize ne vuruldu o zaman kimse bilmiyor. Ekranlarda bir, iki, üç olsun çıkarması güç olsun diyenlerde kayboldu.Sonuç olarak kalp krizi ölüm oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri olduk.Gerçi mukadderatın en yüksek olduğu ülkede biziz.AKP Ankara milletvekili Asuman Erdoğan sosyal medyada bir paylaşımında; Ne paylaşsak altına ” zıkkım yiyin ” yazıyorlar demiş.Başka ne yazayım ben…. Allah sonumuzu hayır etsin.
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)