Köşe Yazısı

DAVULCUNUN KEFEN PARASI

Malum ramazan ayındayız. Sahur vakti yaklaşırken “Güm Güm” sesleriyle gecenin sessizliğini bölen ve bizleri sahura kaldıran davulcularımız ramazan ayının olmazsa olmazlarındandır. Sadece davul çalarak değil, birbiri ardına dizilmiş manilerle gecenin..

DAVULCUNUN KEFEN PARASI

Malum ramazan ayındayız. Sahur vakti yaklaşırken “Güm Güm” sesleriyle gecenin sessizliğini bölen ve bizleri sahura kaldıran davulcularımız ramazan ayının olmazsa olmazlarındandır. Sadece davul çalarak değil, birbiri ardına dizilmiş manilerle gecenin o saatine renk veren güzellik katan emekçilerimiz.

Eski zamanlarda günümüzdeki gibi teknolojik cihazlar bulunmadığı için davul ile insanların uyanması sağlanıyordu. Bu geleneğin yaklaşık olarak bundan 150 yıl önce başladığı biliniyor. Tabii emeklerinin karşılığını almak için ramazanın son günlerinde evleri dolaşarak ya da bayram namazında, bedel biçmeden “gönlünüzden ne koparsa” diyerek, bütün ay yerine getirdikleri görevin insanlar tarafından nasıl karşılandığını anlıyorlar.

Geçmişte yaşanmış bir hikâye var. Uzun yıllar önce Bursa’da bir davulcu yaşıyordu. Ramazan gecelerinde sahurda insanları uyandırmak için davul çalan adamcağız, geriye kalan 11 ayda ise düğünlerde, şenliklerde, mitinglerde hünerini sergileyip ekmek parasını kazanıyordu.

Aradan yıllar geçti, davulcu yaşlandı ve aklına o güne kadar hiç düşünmediği bir soru gelip oturdu; hayatını ramazan ayları dışında içkili düğünlerde, eğlencelerde de davul çalarak kazanmış, kefen parasını da bu kazandıklarından bir kenara ayırmıştı.

Aklını kurcalayan soru işte burada devreye giriyordu: Acaba bu kefen parası caiz miydi, değil miydi? Düşündü, taşındı Diyanet İşleri Başkanlığı’na danışmaya karar verdi. Durumu anlatan bir mektup yazıp aynı soruyu sordu, gelen yanıtla başından aşağıya adeta kaynar sular dökülmüştü: “Caiz değildir!”

Adamcağız büyük bir üzüntü içinde hikayesini dönemin en ünlü yazarlarından Hasan Pulur’a yazdı. Mektubu büyük bir şaşkınlık içinde okuyan Pulur, “Olaylar ve İnsanlar” köşesine taşıyıp, adamcağızın hikayesini ve Diyanet’in verdiği cevabı anlattıktan sonra şu soruyu sordu: Diyanet “caiz değildir” diyorsa demek ki bir bildiği vardır!

Benim de onlara bir sorum olacak: Oradaki din görevlileri maaşlarını devletten alıyor. Devlet ise bu paraları halktan aldığı vergilerden ödüyor.
Vergi verenlerin içinde meyhanecisi de var, kerhanecisi de var. Bu durumda aldıkları maaş caiz midir, değil midir?

Ortalık karıştı tabii!

Sonunda Diyanet İşleri Başkanlığı, “Konu yanlış anlaşılmış, yanlış karar verilmiştir. Kefen parası caizdir” açıklaması yaptı!
Var olsun Ramazan geleneklerimiz. Ruhun şad olsun Hasan Abi.
Sağlıcakla…

Damga gazetesinden akıntıdır.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL