Köşe Yazısı

BALIKLAR DANS ETMEYİ UNUTMUŞ

Bulancak İskelesi’nin ucundan çarşaf gibi denize bakıyorum. Bir balıkçı gemisi yanaşmış, biraz sonra palamut avına çıkmaya hazırlanıyor. Eskiden çok gemi gelirdi buraya. Şimdi o kadar gelen yok çünkü denizde balık..

BALIKLAR DANS ETMEYİ UNUTMUŞ

Bulancak İskelesi’nin ucundan çarşaf gibi denize bakıyorum. Bir balıkçı gemisi yanaşmış, biraz sonra palamut avına çıkmaya hazırlanıyor. Eskiden çok gemi gelirdi buraya. Şimdi o kadar gelen yok çünkü denizde balık yok. İnsanoğlu denizi de kirletti ve balıkların nesli tükendi.
Denize nasıl davranırsan öyle bir karşılık alırsın. İhtiyacından fazla balık veya hamsi avlamak hem o canlıları hem de denizi öldürmek anlamına gelir.
Bizim çocukluğumuzda hatta gençliğimizde Palamut boyunda istavritler çıkardı denizden. Kefaller de büyük olurdu. Barbun, Kalkan, iri mezgit, lüfer ve hamsi denizden bol bol çıkardı.
Uzun yıllar süren trolle balık avlama, Tuna Nehri ve Karadeniz’in kıyılarında bulunan şehirlerden akıtılan kanalizasyon ve sanayi atıkları bu denizi mahvetti. Denizde ekolojik yaşam tümden bozuldu. Sadece balıklar değil diğer deniz canlıları da ortadan yok oldu.
Sular kirlendikçe bizler iskeleden denize girmez olduk. İskelede balık tutan insanlar laf olsun diye olayla balık tutmaya çalışır oldular. Oltanın ucuna ancak serçe parmağı kadar istavritler takılır oldu.
İskele artık belediyenin insanların oturmaları için koyduğu oturaklara oturup oksijen aldığı bir yer oldu. Güzel bir şey elbet orada oturup dinlenmek. Böyle bir şansımız var. Onları koruyup, çevreyi de temiz tutmak gerekir. Her şeyi görevlilerden beklememeliyiz. Aslan yatağından belli olur deyip sosyal hayata karışmalı, o alanı temiz tutmalıyız.
1964 yılında babamın kucağında iskelenin ortasında denizde olduğum andan başka babamla olan küçüklük anımı hatırlamıyorum. Ama o pırıl pırıl deniz, ve babam zihnimde kalmış. Kendim ise silik bir görüntü şeklinde.
Yeni yol için vahşi bir hezeyanla, yerlerini kurtarma, denizden arazi yaratma duygusuyla hareket edildi. Deniz dolduruldu. Dere kenarlarındaki taş ocaklarından yüzlerce sefer kamyon kamyon taş taşındı ve denize döküldü. Kimse denizden, içinde yüzen balıklardan, yosunlardan, deniz analarından izin almadı. O yetkililerin mülklerinin bur parçasına dokunsan kıyameti koparırlar.
Ama onlar denize acımadılar. Çocukluğumuzda, yüzdüğümüz kıyıları, baş atladığımız, çivileme atladığımız kayaları yok ettiler. Her şeyden önce anılarımızı sildiler. Toplumsal hafıza sanırım böyle siliniyor. Kaya parçaları denizin sistemini, dalgaları, akıntıyı değiştirdi. Deniz o yol boyunca tehlikeli oldu. T yapılan yerlerde deniz sığ bile olsa boğulmalar arttı.
Oysa denizin derinliği ne kadar güzeldi. Dibe inmek, kumun dipteki simetrik çizgiler halindeki duruşu, dibe doğru indikçe hissettiğim ürperti, yine derin bir yalnızlık, sanki bir ölüm duygusu ama yeşile çalar denizin gücü. İnsan orada çok farklı duygular içinde kalırdı. Artık hiçbiri yok…yok.
Şimdi o Çin Seddi ‘ne benzeyen korkunç yoldan veya içi eski Bulancak fotoğraflarıyla dolu, elbette tamamen yok edilmiş evlerin fotoğraflarıyla süslü geçitten geçerek kişiliğini kaybetmiş iskeleye gidiyoruz. Ama ne gidiş. Ayaklarımız zor gidiyor.
İskeleye bakıyoruz. Ancak bu kadar düzenlenebilir diye düşünüyorum. Geçmişin yıkıntısı fazla büyük ve tamiri de bu kadar olur düşüncesi hakim bende. Orada yeni iskelenin ortasında durup betonlaşmış Bulancak ‘a bakıyorum.
Ne kent ama ,balıkların eski tadı yok.

Balıklar dans etmeyi bile unutmuş…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL