301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
29 Nisan 2021 - Perşembe 12:09
 
BULANCAK MEYDANI
Birol Çetin Üstündağ
 
 

Eski meydan artık yıkılıyor. Bugün meydanın yetmişli yıllarını hatırlayan insan sayısı ne kadar azaldıysa bugünkü halini de ileride hatırlamayacağız. Gelişme her zaman iyi olmuyor tabii, keşke eski halleriyle korunsalardı. Hatta Bulancak merkez ta başlangıçtan korunsa, şehir de yine o zamanlar Ballıca’da kurulsaydı. Ne var ki geçti artık.

Eski şehirde dolaşırken gördüğüm her yer ya da kişi bir tarihti. Sokaklarda yürüdüğümde bunu hissederdim. Örneğin, Hilmi Amca'nın berber dükkanı vardı. Çok yıllar öncesinde, gerçek usturalar zamanında dükkânın yeri Bulancak Belediyesi'nin ön tarafındaydı. Oraya babamla gittiğimde gözüme hep Hilmi Amca’nın tıraş aletleri takılırdı. Kocaman kocaman usturalar ve onları bileme aletleri. Belediyenin önünde bulunan eski dükkanlar yıkılınca Hilmi Amca kendi evinin altına taşıdı dükkanı. Bir gün orada oğlu Faruk Güngör' ü oturur görünce içeri girdim. Bir an müze gibi geldi bana orası. Hilmi Amca'nın sevecen bakışlarını hatırladım. Faruk kâğıtlara eski yöresel isimleri yazmıştı onlara gözüm ilişti. Eskilerden, yenilerden, hayattan bahsettik. Çok eskilere gittim, çocukluğuma, gençliğime doğru yol aldım. Herkesin vatanı doğduğu yerdir. Sonuçta dönüp dolaşıp çocukluğunun geçtiği, anılarının olduğu yere dönersin dedi Faruk. Orası seni çeker... Doğruydu. Hep gittim ve sonuçta döndüm. Çünkü hayatımın başlangıcı buraydı.

Bulancak Meydanı önemlidir. Şehri orası temsil ederdi. Şimdi bizim evin alt katında bulunan Şinasi Abi'nin Paşabahçe'si de Bulancak Meydanı'ndaki küçük bir dükkandan doğdu. O dükkanda her ürünü bulabilirdik. Ben meydandaki kaldırımdan her geçişimde Şinasi Abi'nin vitrinine bir göz atardım. Yanılmıyorsam dükkan o zamanın Bulancak Postanesi'nin hemen yanındaydı. Vitrinin bir sırasında da kitaplar bulunurdu. Ben henüz ortaokuldayım. Seviyemin üstünde bir kitap, Aleksandr Soljenitsin'in Kanser Koğuşu romanı vitrinde duruyor. Ben gidip geliyorum ve hayran hayran vitrindeki kitaba bakıyorum. O yıllarda Bülent ve Levent'le (Okay) arkadaşız. Bana yaş günü için ne istediğimi sordu Bülent. Ben de "Kanser Koğuşu" dedim. Dükkandan içeri girip kitabı aldılar. Bülent, küçük el yazısıyla nice yıllara, yazmıştı. Sonra biraz okudum kitabı ve moralim bozuldu. Rusya'daki kanserliler koğuşunun anlatımı zaman zaman aklıma gelir ve ürkerim. Açıkçası kanserden de korkarım. Belki bu korku ,pratiğini babamda görmüş olmamdır. Sonraki yıllarda Şinasi Abi de, babam da öldüler.

80'li yıllarda meydana giden cadde boyundaki ağaçları o zamanın belediye başkanı kestirdi. Meydan çırılçıplak kaldı. Yerine beton saksılar koydurdu. Bir süre sonra onlar da kaldırıldı. Bulancak çölleşmeye, binalaşmaya başladı. Meydanın orijinal taş döşemeleri de kaldırıldı. Şehrin bir kişiliği vardı o da bitti.

Şinasi Abi’nin dükkanının sırasında meydana cepheden bakan bir bina da Konak Oteli’ydi. Ömer Kavur’un Yusuf Atılgan’ın romanından çektiği Anayurt Oteli filminde geçen mekanı görünce aklıma bizim otel gelmişti. Anadolu kentlerinin küçük otellerinde hemen girişte beklerdi otel sahipleri, oda anahtarlarını müşteriler oradan alır ve odalarına giderlerdi. Bizim otelin altında ise babamın amcasının oğlunun fırını vardı. Babam fırının para tezgahında oturur gelen otel müşterileriyle hesapları orada görürdü. Çoğu gecelerde ben de yanında olurdum. O zaman çok revaçta olan sarı bir matematik defterine de veresiye müşterileri yazardı. Anahtarı alan otel müşterisi yandaki merdivenlerden odaya çıkardı. Kimi oda iki, kimi dört, bir oda da on yataklıydı. Yukarı çıkıp odalara bakarken içime kasvet çökerdi. Otelde yaşamak duygusu çocuk bilincimde kötüydü. Sanki ailesi evi olmayan insanlar otelde kalırlar gibi bir kanı oluşmuştu bende. Bu kanımı pekiştiren olaylar da olmadı değil, otelde bazen hırsız, suç işleyen, Bulancaklı olmayan tekinsiz insanlar kalırdı. Bir süre sonra polis bunları tespit eder ve karakola götürürdü. Babam uzunca bir süre bu mesleği yaptı, sonra da kardeşine bıraktı.

Otelin alt katında, fırının yanında ise eskiden tiyatro temsillerinin de yapıldığı bir salon vardı, salon sonradan kahvehane oldu. Salonun sahnesi olan kısım da kapatılıp özel kumar oynama yeri yapıldı. Kahve ile sahneyi güzel bir kadife perde ayırıyordu. Kahvenin tam ortasında bulunan Philips radyodan kahve müşterileri günlük haberleri dinlerlerdi. Orası sonradan kapatıldığında eşyalar dağıtıldı, radyoyu da ben aldım. Sonraki yıllarda Bulancak’ta köy yolları yapıldıkça köylülerin şehir merkezinde kalma ihtiyaçları da azaldı. Minibüslerle günlük olarak şehre gelip akşama köye dönebiliyorlardı. Bu yüzden otel müşterileri de azaldı. Bulancak’ta otellere ihtiyaç azalmış oldu.

Eskinin meydanından anılar şimdilik bunlar olsun.

 
Etiketler: BULANCAK, MEYDANI,
Yorumlar
Türkiye Günlük korona virüs Tablosu
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Giresun

Güncelleme: 15.06.2021
İmsak
Sabah
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
TFF 1.Lig Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Haber Yazılımı